|
Dünya güvenliğinin sorgulandığı Ankara’daki NATO zirvesi, Ankara’daki birçok insan için güvenlik sorunu yarattı. Türkiye’yi sorunsuz bir ülke olarak göstermek isteyen hükümet, haftalar öncesinden, zirveyi protesto etme riski taşıyanları, evlerine baskın yaparak tutuklattı. Hükümet çizgisinde olmayan medya mensuplarına akreditasyon vermedi. Zirve sırasında Hollandalı bir gazeteci NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’ye "Sizce Ankara liberal demokrasilerin zirvesi için hâlâ uygun bir yer mi" diye sordu. Rutte, geçiştirdi:
"Demokrasi seçimlerden daha fazlasıdır. Seçimler tabii ki önemlidir, ancak demokrasi aynı zamanda özgür basın demektir. İstediğiniz soruları sorabilir, istediğini haberleri yazabilirsiniz. Demokrasi aynı zamanda insanların eylem organize edebilmesidir."
Yani?
“Yani bu özelliklere sahip olmadığını bile bile zirveyi Türkiye’de yaptık.” Neden? Çünkü Avrupa’nın şimdi tam demokrasiyle, serbest seçimle, özgür basınla, gösteri özgürlüğüyle uğraşacak vakti yok. Çünkü ABD’nin, Avrupa üzerindeki koruma şemsiyesinin zayıfladığı bu dönemde Türkiye’nin caydırıcı askeri gücüne ihtiyaç var. O yüzden de ülkede hukuk tanımayan baskı rejimine gözyummak zorundalar.
Erdoğan bu açıdan şanslı… NATO içinde, kendi halkı arasında olduğundan daha popüler... Trump’la yakınlığı, elini güçlendiriyor. Büyüyen savunma sanayii, Batı’da gözleri kamaştırıyor. Putin ile de ilişki kurabilmesi, ona ekstra bir avantaj sağlıyor. Ama öte yandan riskleri de var. NATO içinde Washington’un rolü azalıp AB ağırlıklı bir modele geçilmesi üye olmayanların dışlanması sonucunu getirebilir. Rusya ile normalleşme halinde Türkiye’nin rolü zayıflayabilir.
NATO liderlerini Osmanlı’nın savaş bandosuyla karşılaması ve onları Türk yapımı birer tabancayla uğurlaması, bir güç gösterisiydi. Batılı liderler, bu gücü, en yakın rakibini hapsettirerek ve ana muhalefet partisini yargı marifetiyle bölerek sürdürebildiğini elbette görüyor. Önümüzdeki soru şu: Eskiden savundukları ilkelerin yerle bir edilmesine güvenlik gerekçesiyle daha ne kadar gözyumacaklar.
|