|
Deutsche Welle Türkçe muhabiri Alican Uludağ, “3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü”nü Silivri Cezaevi’nden gönderdiği bir mesajla “kutladı”.
Bu cümle bile Türkiye’de basının halini özetlemeye yeter… Uludağ hakkında, hükümet aleyhine yaptığı paylaşımlar nedeniyle 19 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Suçlanan paylaşımlardan birinde, “halk desteğini yitiren Erdoğan’ın devlet mekanizmalarını halka karşı kullanarak iktidarda kalma çabasında” olduğunu yazmıştı. Bir başkasında, "Mafyanın sadece üyeleri yok; aynı zamanda siyasetçileri, bürokratları, hâkimleri, savcıları ve polisleri var” demişti. Gazeteci tutuklatmanın savcılar için hobi haline geldiğini belirtmiş, Silivri Cezaevi’ni, “Erdoğan rejiminin simge mekânı” olarak tanımlamıştı. 75 gündür kendisi de orada… Tek kişilik bir hücrede tutuluyor. Hücresinin kapısı, tutsak bir başka gazetecinin, Merdan Yanardağ’ın avlusuna bakıyormuş. “Avluda volta atarken düşüncelerinin yüzüne nasıl vurduğunu görebiliyorsunuz” diye yazmış. Yanardağ, Türkiye’de korkusuz yayın yapan son birkaç kanaldan biri olan TELE1’in sahibi ve yayın yönetmeniydi. Kanaldaki bir yayında PKK lideri –ve halen hükümetle barış süreci yürüten- Abdullah Öcalan’ı övmekle suçlanarak tutuklandı. Kanalına önce bir hükümet görevlisi atandı, bütün arşivi silindi, nihayet Saray rejimi, kanala el koyup satışa çıkardı. Daha yargılama bile başlamadan bir muhalif kanal susturulmuş oldu. Yakında hükümetin propaganda makinesinin bir dişlisi olarak yayına başlar.
Alican bu koşullarda gazetecilik yapmayı, "mayın tarlasında hakikat aramak" diye tarif ediyor. Ama yine de karamsar değil; hapishane mektubunu şöyle tamamlamış:
“Umutsuzluğa yer yok. Korku iklimine karşı yapılacak tek şey, cesareti büyütmek ve gazetecilikte ısrar etmektir.”
Bütün engellere, risklere, tehlikelere rağmen hakikat mücadelemiz sürüyor, sürecek.
|